Ne Okudum #6 - Stephan Zweig - Amok Koşucusu

- Ekim 19, 2017


Selamünaleyküm. Bugün uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapmaya karar verdim. Kitap okumak. Dur yanlış oldu. Sizin için kitap okumak. Genelde okuduğum kitabı kendim için okuduğum için karşımdakine anlatacağım yerler için ekstradan dikkat etmem gerekmiyor fakat sizin için okuduğum zaman size anlatacağım bölümleri dikkatli okumam gerekiyor. Benim için ekstradan efor sarfetmem gereken bir olay anlayacağınız. Neyse ara verdiğim bu seriye Stephan Zweig’in Amok koşucusu adlı kitabı ile devam ediyorum.

Bu yazarın daha önce Satranç kitabını okumuştum hatırlarsanız. Hatırladınız dimi? Peki bu link hatırlamanıza yardımcı olabilir mi? (anlamayanlar için vahşi batı barmene soru karşılığında para verme klişesi). Neyse efenim imkânım oldu ve bu yazarın gözüme kestirdiğim bir diğer kısa kitabını daha aldım. Kısa dediğim gerçekten kısa bir kitap. 60 sayfa. Bende doğal olarak bir günde bitirdim. Hali hazırda iş bankası yayınlarında, can yayınlarında ve diğer yayınlarda basılmakta olan bir kitap.

Kitabın ismini inceleyecek olursak eminim daha önce duymamış olduğunuz bir kavram görüyoruz: “amok koşucusu”. Kitabın içerisinde bunun ne olduğundan ufaktan bahsetmiş ama ben biraz daha araştırma yaptım bunu sizinle paylaşmak istedim. İlk olarak Malezya’da görülmüş bir hastalık. Bu hastalığa yakalanan kişi bir çıldırma nöbeti geçiriyor eline silah veya başka bir yaralayıcı, zarar verici alet alıp koşuyor önüne gelen ne varsa yok ediyor, parçalıyor ardından kendi hayatına son veriyor. Bunun sebebi ise fazla düşünmek. Fazla düşünmek derken tabi her düşünen böyle olmuyor bu sadece psikolojik bir hastalığı ortaya çıkarıyor. Galiba bir kaçış olarak bunu görüyorlar. Daha bilgi için canım wikipedia’ya bakabilirsiniz.

Kitaba geçecek olursak, hayatını intihar ederek sonlandıran Stephan Zweig’in yine intihar eden bir karakterle sona erdirdiği bir kitabı. Galiba yazar intihar etmek üzerine çok düşünmüş, gidip gelmiş ve bunları yazmış. Yine yazar psikolojik olarak aşmış. Okurken acayip bir duygudaşlık (empati) yapmanızı sağlıyor. Olayı yaşayan kişiyle adeta aynı duyguları yaşıyorsunuz onunla birlikte aynı çaresizliğe düşüyorsunuz. Aynısını ben yaşasam böyle mi yapardım yoksa “boş ver” mi derdim diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Hikaye, bir gemide seyahat eden iki yolcu arasındaki konuşma üzerinden anlatılıyor. Bu kadar. Evet. Daha fazlasını anlatırsam okuduğunuzda keyif almazsınız. 60 sayfalık bir okuma üstüne düşünme ile  1.5-2 saatlik bir film izlemiş gibi oluyorsunuz. Hatta izlemiş gibi olmayın gerçekten izleyin diye film bile çekmişler. Türk yapımı bu filmi kitabı okuduktan SONRA internet üzerinden izlemenizi tavsiye ederim.

Kitabın arka kapağında ise şunlar yazıyor:
Amok Koşucusu doktor olarak yardıma ihtiyaç duyan bir insana el uzatmanın vicdani yükümlülüğüyle kendi karmaşık duyguları arasında sıkışıp kalan bir adamın hikâyesidir. Hollanda Doğu Hint Adaları’nda görev yapan bir doktor, dara düşüp kendisine başvuran çok zengin bir kadının “yardım” talebini geri çevirir. Zira kadının mağrur ve hesapçı tavrı karşısında büyük bir öfkeye kapılmış, gururuna yenik düşmüştür. Ancak söz konusu olan insan hayatıdır. Kısa süre içinde pişmanlığın pençesine düşer. Kadına yardım etmeyi saplantı haline getiren doktor, Malezya halkında rastlanan bir nevi öldürücü delilik olan hummanın, amokun etkisi altına girer.

Kitaptan bazı alıntılar:
  • ·        "bir tek şeyi aklım almıyor..nasıl oluyor da insan böyle anlarda yanındakiyle birlikte ölmüyor?nasıl oluyor da insan ertesi sabah uykudan uyanıyor, dişlerini fırçalıyor,kravatını takıyor.."
  • ·        "söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da daha zeki, daha nesnel oluruz."
  • ·        "İnsan genç olunca ateşin ve ölümün her zaman başkalarına sıçrayacağını düşünür."

1 yorum:

avatar

İlgi çekici bir kitap gibi. Yakın zamanda askere gideceğim için hemen okuyamam muhtemelen ama listemde yeri olacaktır.
http://ugurunhazinesi.blogspot.com.tr/?m=1


EmoticonEmoticon

 

Hmm Arama